<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	
	>
<channel>
	<title>
	Kommentare für Mehmet Ünver	</title>
	<atom:link href="https://mehmetunver.de/comments/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://mehmetunver.de/</link>
	<description>Mehmet Ünver Websitesi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 23 Feb 2026 15:49:35 +0000</lastBuildDate>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>
		Kommentar zu Babil &#8211; MAD 2 von Nihal Olgun		</title>
		<link>https://mehmetunver.de/babil-mad-2/#comment-613</link>

		<dc:creator><![CDATA[Nihal Olgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Sep 2025 03:35:47 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">https://mehmetunver.de/?p=1682#comment-613</guid>

					<description><![CDATA[Mad kitabı, ölümlü genç bir rahip olan Mad&#039;ın kötü büyüler yapan Tanrılara boyun eğmeyişini, âdeta bir kurtarıcı gibi sefalet içindeki köleleri uyandırmasını, içlerindeki özgürlük ateşini yakmasını konu ediniyor. Yani Mad insanların gerçekleri görmesini engelleyen kötü büyüleri bozmayı hedefliyor. Elbette bu niyeti farkedilince işkenceye maruz kalıyor, yılmıyor, korkmuyor  sonuçta özgürlük meşalesini yakıp uzattığı köleler tüm bu zulme son veriyor.
     Bir yanda Babil&#039;de gördüğü ağzına kadar dolu ambarlar diğer yanda bir avuç bulgur lapası ve 2 hurmayla yazarın deyimiyle tıpkı hayvanlar gibi hizmete koşulan kölelerin içler acısı hâli Mad&#039;ı sürekli sorgulamalara itiyor. Âdeta kötü büyülerle hayatlarını Tanrıların hizmetine adayan, insan dışı şartlarda çalışan, yaşayan, değersizleştirilmiş insan topluluklarının cesarete ve özgürlüğe bu kadar yabancı oluşu Mad&#039;ı sorgulamalara itiyor. Bu insanlar adına üzülüyor, endişeleniyor, âdeta doğum sancısı çeken bir anne gibi sıkıntılı günlerden feraha kavuşacakları anı hayal ediyor. 
     Yazar âdeta bir ironi yaparak İngilizce de deli manasındaki mad kelimesini, dostlarının kendisine &#039;deli&#039; dediği baş karaktere isim olarak seçiyor ve Mad isimli ölümlü kahramanı eliyle ölümsüz Tanrılara savaş açtırıyor.
     Yazarın anlatımı her zamanki gibi temiz, anlaşılır ve sürükleyici. Statü farkını en net şekilde okura hissettiren yazar, dönemin portresini çok güzel çiziyor. Kahramanı Mad aracılığıyla bütün kötülüklerin kaynağının korku olduğunu, bütün güzelliklerinse özgürlükte bulunduğunu bununsa sandıkları kadar uzak ve imkânsız olmadığını, istemek ve kararlı olmanın yeterli olacağını insanlara öğretiyor.
Kitap için kurgu gayet başarılı, karakter çeşitliliği içinde akıcı, sürükleyici bir anlatım olmuş. Etkileyici, dil temiz, sade olmuş. Yani bütün kitaplarınızı okuyan biri olarak sizin tarzınız bu ve oldukça iyi. Betimlemeler oldukça gerçekçi, okurken sanki oradaymışsınız hissi veriyor. Kitapta adı geçen küçük bir karakterin bile mutlaka bir sebebi var ve okur bunu unutsa da yazar bunu bir şekilde karşımıza çıkararak her şeyin kontrol altında olduğunu hissettiriyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mad kitabı, ölümlü genç bir rahip olan Mad&#8217;ın kötü büyüler yapan Tanrılara boyun eğmeyişini, âdeta bir kurtarıcı gibi sefalet içindeki köleleri uyandırmasını, içlerindeki özgürlük ateşini yakmasını konu ediniyor. Yani Mad insanların gerçekleri görmesini engelleyen kötü büyüleri bozmayı hedefliyor. Elbette bu niyeti farkedilince işkenceye maruz kalıyor, yılmıyor, korkmuyor  sonuçta özgürlük meşalesini yakıp uzattığı köleler tüm bu zulme son veriyor.<br />
     Bir yanda Babil&#8217;de gördüğü ağzına kadar dolu ambarlar diğer yanda bir avuç bulgur lapası ve 2 hurmayla yazarın deyimiyle tıpkı hayvanlar gibi hizmete koşulan kölelerin içler acısı hâli Mad&#8217;ı sürekli sorgulamalara itiyor. Âdeta kötü büyülerle hayatlarını Tanrıların hizmetine adayan, insan dışı şartlarda çalışan, yaşayan, değersizleştirilmiş insan topluluklarının cesarete ve özgürlüğe bu kadar yabancı oluşu Mad&#8217;ı sorgulamalara itiyor. Bu insanlar adına üzülüyor, endişeleniyor, âdeta doğum sancısı çeken bir anne gibi sıkıntılı günlerden feraha kavuşacakları anı hayal ediyor.<br />
     Yazar âdeta bir ironi yaparak İngilizce de deli manasındaki mad kelimesini, dostlarının kendisine &#8218;deli&#8216; dediği baş karaktere isim olarak seçiyor ve Mad isimli ölümlü kahramanı eliyle ölümsüz Tanrılara savaş açtırıyor.<br />
     Yazarın anlatımı her zamanki gibi temiz, anlaşılır ve sürükleyici. Statü farkını en net şekilde okura hissettiren yazar, dönemin portresini çok güzel çiziyor. Kahramanı Mad aracılığıyla bütün kötülüklerin kaynağının korku olduğunu, bütün güzelliklerinse özgürlükte bulunduğunu bununsa sandıkları kadar uzak ve imkânsız olmadığını, istemek ve kararlı olmanın yeterli olacağını insanlara öğretiyor.<br />
Kitap için kurgu gayet başarılı, karakter çeşitliliği içinde akıcı, sürükleyici bir anlatım olmuş. Etkileyici, dil temiz, sade olmuş. Yani bütün kitaplarınızı okuyan biri olarak sizin tarzınız bu ve oldukça iyi. Betimlemeler oldukça gerçekçi, okurken sanki oradaymışsınız hissi veriyor. Kitapta adı geçen küçük bir karakterin bile mutlaka bir sebebi var ve okur bunu unutsa da yazar bunu bir şekilde karşımıza çıkararak her şeyin kontrol altında olduğunu hissettiriyor.</p>
]]></content:encoded>
		
			</item>
		<item>
		<title>
		Kommentar zu Zingara Coburg von Serhat Yalçın		</title>
		<link>https://mehmetunver.de/zingara-coburg/#comment-24</link>

		<dc:creator><![CDATA[Serhat Yalçın]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 26 Jul 2025 07:28:45 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">https://mehmetunver.de/?p=1701#comment-24</guid>

					<description><![CDATA[Azad var olanı kabul etmeyen, ya da var olanla yetinmeyen, öncekilerin tekrar ve taklit ucuz yolllarına sapmayan, dünyanın soğuk duvarlarına iyliğin sıcak renkleriyle çentik atabilme gayesindedir.
Bunu peygamberler, filozoflar, halk önderleri bir takım dünyevi zevklerden feragat ederek yapmışlardır. Bunun uğruna insanın kendi hayatından vazgeçmesi de dahildir.
Azad da tıpkı onlar gibi kendi ruhunu yağmalamayı da göze alarak kahramanını yaratma yolunu seçmiştir.

Hayat denen renkler kuşağında, rengi çalınan Azad, nakşedilen mutluluk tuvalinde kendisine ve kendisi gibilere yer edinebilmek için bir anlam arayışı içerisinde bocalamış ve bunu da yaratıcılığın verdiği haz motivasyonuyla Zingarasını yaratarak becerebilmiştir.
Azad aslında atanamamış bir evliyadır. Tıpkı Hızır gibi. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Azad var olanı kabul etmeyen, ya da var olanla yetinmeyen, öncekilerin tekrar ve taklit ucuz yolllarına sapmayan, dünyanın soğuk duvarlarına iyliğin sıcak renkleriyle çentik atabilme gayesindedir.<br />
Bunu peygamberler, filozoflar, halk önderleri bir takım dünyevi zevklerden feragat ederek yapmışlardır. Bunun uğruna insanın kendi hayatından vazgeçmesi de dahildir.<br />
Azad da tıpkı onlar gibi kendi ruhunu yağmalamayı da göze alarak kahramanını yaratma yolunu seçmiştir.</p>
<p>Hayat denen renkler kuşağında, rengi çalınan Azad, nakşedilen mutluluk tuvalinde kendisine ve kendisi gibilere yer edinebilmek için bir anlam arayışı içerisinde bocalamış ve bunu da yaratıcılığın verdiği haz motivasyonuyla Zingarasını yaratarak becerebilmiştir.<br />
Azad aslında atanamamış bir evliyadır. Tıpkı Hızır gibi. </p>
]]></content:encoded>
		
			</item>
		<item>
		<title>
		Kommentar zu Zingara Coburg von Nihal Olgun		</title>
		<link>https://mehmetunver.de/zingara-coburg/#comment-23</link>

		<dc:creator><![CDATA[Nihal Olgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jun 2025 07:28:10 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">https://mehmetunver.de/?p=1701#comment-23</guid>

					<description><![CDATA[Zingara Coburg, düşünsel anı türüne güzel bir örnek oluşturabilecek başarılı bir çalışma. Kitabın yazılış süreci yazarın yaşam öyküsüyle başabaş gidiyor. Yazar yaşadıklarını tüm çıplaklığıyla okura aktarırken tüm olanların onda hissettirdiklerini de eşzamanlı kaleme alıyor. Sadece olaylar silsilesiyle dolu bir kitap değil,olayların onda oluşturduğu duygu birikimleriyle içiçe geçmiş bir kitap.İçinde biraz kurgusal unsurlar bulunsa aslında tam bir otobiyografik roman olacak. Kitabı okurken kimi zaman düşüncelere dalıyor, kimi zaman bu kadar da olmaz diyerek hayıflanıp nefret duygusu hissederken kimi zaman hayran kalıyorsunuz. Yani okuyanları bol inişli çıkışlı duygu geçişleri bekliyor. Yazarın kullandığı Azat mahlası kelime anlamıyla özgür demekken ana karakter Azat, roman boyunca neredeyse hiç özgürleşemeden sona geliyor ve okuruna ters köşe yapıyor. Çünkü Azat tüm rollerinden azad olmak isterken yeni rollerle tekrar boyunduruğu başkalarına veriyor yani Azat gerçek anlamda seviyor ve onun tabiriyle sevmek özgürlüğünü kaybetmek demekti.

Yazar her zamanki gibi betimlemede çok başarılı. Okurun gözünde Coburg’daki fırıncı, internet kafe, büfe, şehir meydanı canlanıyor. Okurken tüm sahneler gözünüzün önünde beliriyor. Azat karakteri fiziksel ve ruhsal yönlerden çok iyi tahlil edilmiş. Azat konuştuğu her insana farklı bir bakış açısı verebilen, sevilen, saygın bir profil fakat bir o kadar da kırılgan, merhametli. Sevdiği kadına roman hediye edecek kadar da romantik.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zingara Coburg, düşünsel anı türüne güzel bir örnek oluşturabilecek başarılı bir çalışma. Kitabın yazılış süreci yazarın yaşam öyküsüyle başabaş gidiyor. Yazar yaşadıklarını tüm çıplaklığıyla okura aktarırken tüm olanların onda hissettirdiklerini de eşzamanlı kaleme alıyor. Sadece olaylar silsilesiyle dolu bir kitap değil,olayların onda oluşturduğu duygu birikimleriyle içiçe geçmiş bir kitap.İçinde biraz kurgusal unsurlar bulunsa aslında tam bir otobiyografik roman olacak. Kitabı okurken kimi zaman düşüncelere dalıyor, kimi zaman bu kadar da olmaz diyerek hayıflanıp nefret duygusu hissederken kimi zaman hayran kalıyorsunuz. Yani okuyanları bol inişli çıkışlı duygu geçişleri bekliyor. Yazarın kullandığı Azat mahlası kelime anlamıyla özgür demekken ana karakter Azat, roman boyunca neredeyse hiç özgürleşemeden sona geliyor ve okuruna ters köşe yapıyor. Çünkü Azat tüm rollerinden azad olmak isterken yeni rollerle tekrar boyunduruğu başkalarına veriyor yani Azat gerçek anlamda seviyor ve onun tabiriyle sevmek özgürlüğünü kaybetmek demekti.</p>
<p>Yazar her zamanki gibi betimlemede çok başarılı. Okurun gözünde Coburg’daki fırıncı, internet kafe, büfe, şehir meydanı canlanıyor. Okurken tüm sahneler gözünüzün önünde beliriyor. Azat karakteri fiziksel ve ruhsal yönlerden çok iyi tahlil edilmiş. Azat konuştuğu her insana farklı bir bakış açısı verebilen, sevilen, saygın bir profil fakat bir o kadar da kırılgan, merhametli. Sevdiği kadına roman hediye edecek kadar da romantik.</p>
]]></content:encoded>
		
			</item>
		<item>
		<title>
		Kommentar zu Vatansız &#8211; MAD 3 von Prof. Dr. DENİZ ASLAN		</title>
		<link>https://mehmetunver.de/vatansiz-mad-3/#comment-4</link>

		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. DENİZ ASLAN]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Mar 2025 05:41:24 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">https://mehmetunver.de/?p=1680#comment-4</guid>

					<description><![CDATA[Vatansız – Mad3 kitabını alırken düşündüğüm zor ama önemli bir konuyu yetkin ve tarafsız bir zihinden okumak istiyor olduğumdu.

Ne okuyacağıma dair bilgim yoktu, hassas bir konunun özünü anlamak istiyordum ancak yanıltılmaya çalışırsam düşüncesiyle tedirgindim. Kitabın başlığı ve kapak resmi de tedirginliğimi azaltmıyordu doğrusu. Okumaya başladığımda açılış bölümü bildik gerginlikle başlar gibi oldu. Gibi oldu diyorum çünkü devamı öyle olmadı. Konu son derece hassas bir şekilde ele alındı. Hikayenin başlangıcı çok etkileyici ve bağlayıcı ortak bir kaynaktan köken alıyordu. Kahramanlar son derece özenle kurgulanmıştı. Yazar kahramanlara eşit mesafede duruyor ve her iki tarafın hem zayıf hem de güçlü yönlerine vurgu yapıyordu. Olay örüntüsü tarihsel arka plan kadar çağdaş gelişmeleri de içermekteydi. Yazar arada devreye giriyor kahramanları aracılığıyla birikimlerini ve kişisel öngörülerini okuyucuya aktarıyordu. Aktarımların tümü kanıta dayalı idi ve neden olmadığını değil nasıl olabileceğini anlatmaktaydı. Mekanlar, kültürler, güncel sosyal ve teknolojik gelişmeler şaşırtıcı bir rahatlıkla ve yaşama yedirilerek aktarılıyordu. Dil son derece anlaşılır ve sahici, olayların mantıksal akışı pürüzsüzdü. Tüm bu özellikler elbirliğiyle özenle seçilmiş başlığın (vatansız) altını dolduruyordu. Kitabın, bana göre şaşırtıcı, sonu da umudun var olmaya hep devam edeceğini vurguluyordu.

Bilgilendiğim bir okuma oldu. Bazı zor durumları anlamlandırmama yardımcı oldu. Değerlendirmeleri daha sağlam bir zeminde yapabilmeme olanak tanıyacak bir okuma oldu. Konunun anlaşılması yanlış anlamaların önüne geçmeye ve ortak paydaların sayısını artırmaya yardımcı olacaktır.

Sn. M. Mehmet Ünver, emeğinize sağlık.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Vatansız – Mad3 kitabını alırken düşündüğüm zor ama önemli bir konuyu yetkin ve tarafsız bir zihinden okumak istiyor olduğumdu.</p>
<p>Ne okuyacağıma dair bilgim yoktu, hassas bir konunun özünü anlamak istiyordum ancak yanıltılmaya çalışırsam düşüncesiyle tedirgindim. Kitabın başlığı ve kapak resmi de tedirginliğimi azaltmıyordu doğrusu. Okumaya başladığımda açılış bölümü bildik gerginlikle başlar gibi oldu. Gibi oldu diyorum çünkü devamı öyle olmadı. Konu son derece hassas bir şekilde ele alındı. Hikayenin başlangıcı çok etkileyici ve bağlayıcı ortak bir kaynaktan köken alıyordu. Kahramanlar son derece özenle kurgulanmıştı. Yazar kahramanlara eşit mesafede duruyor ve her iki tarafın hem zayıf hem de güçlü yönlerine vurgu yapıyordu. Olay örüntüsü tarihsel arka plan kadar çağdaş gelişmeleri de içermekteydi. Yazar arada devreye giriyor kahramanları aracılığıyla birikimlerini ve kişisel öngörülerini okuyucuya aktarıyordu. Aktarımların tümü kanıta dayalı idi ve neden olmadığını değil nasıl olabileceğini anlatmaktaydı. Mekanlar, kültürler, güncel sosyal ve teknolojik gelişmeler şaşırtıcı bir rahatlıkla ve yaşama yedirilerek aktarılıyordu. Dil son derece anlaşılır ve sahici, olayların mantıksal akışı pürüzsüzdü. Tüm bu özellikler elbirliğiyle özenle seçilmiş başlığın (vatansız) altını dolduruyordu. Kitabın, bana göre şaşırtıcı, sonu da umudun var olmaya hep devam edeceğini vurguluyordu.</p>
<p>Bilgilendiğim bir okuma oldu. Bazı zor durumları anlamlandırmama yardımcı oldu. Değerlendirmeleri daha sağlam bir zeminde yapabilmeme olanak tanıyacak bir okuma oldu. Konunun anlaşılması yanlış anlamaların önüne geçmeye ve ortak paydaların sayısını artırmaya yardımcı olacaktır.</p>
<p>Sn. M. Mehmet Ünver, emeğinize sağlık.</p>
]]></content:encoded>
		
			</item>
		<item>
		<title>
		Kommentar zu Ganimet Savaşları von Prof. Dr. DENİZ ASLAN		</title>
		<link>https://mehmetunver.de/ganimet-savaslari/#comment-21</link>

		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. DENİZ ASLAN]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Feb 2025 07:07:17 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">https://mehmetunver.de/?p=1698#comment-21</guid>

					<description><![CDATA[Merhaba Mehmet Bey,
Deniz Aslan Ankara’dan.

Kitabınız “Ganimet Savaşları” ile değerli komşum Ertuğrul Bey’in hediye etmesiyle tanıştım. Konusu benim ilgi alanıma girmiyordu, üstelik çok kalındı. Ancak okudum hem de çok ilgiyle okudum. Başlangıçta isimlerin çokluğu ve zorluğu sorun olduysa da son derece sürükleyici ve içine alıcı merak uyandırıcı anlaşılır bir kitap olduğunu fark etmem çok sürmedi. Üstelik konu arka planı dolu olan ve kalemi keskin olan bir zihin tarafından aktarılıyor olduğunu hissettiriyordu. Kısa kısa ama sürekli okudum. Okumam aylar sürdü. Sonunda bitirdiğimde konuyla ilgili fikir sahibi olduğumu ve edindiğim çıkarımın beni şaşırtmamış olduğunu duyumsadım.
Zor ve tartışmalı bir konu şaşırtıcı derecede akıcı anlaşılır ve her kesime eşit mesafede durarak aktarılmıştı kanaatimce. Sizi tanımamakla birlikte, Ertuğrul Bey’in sizle ilgili aktarımına dayanarak, sizi dinler gibi olduğum anlar oldu. O anlarda söylediklerinizin gerçek bireysel deneyime dayalı çıkarımlar olduğunu duyumsadım. Okuduğum için mutluyum ve değer verdiğim dostlarıma önereceğim.
İnce detayları mümkün olur bir araya gelirsek, veya geldiğimizde, karşılıklı konuşmayı dilerim.
Paylaşmak isterim ki bu deneyime dayanarak bir diğer kitabınızı aldım ve okuyacağım (Vatansız MAD 3). Bu konu da çok zor ve üstünde uzlaşının az olduğu bir konu. Ancak bu zor konuyu sizin zihninizden ve belki de bireysel deneyiminizden köken alan bu kitapta okumanın uygun olacağına karar verdim.
İyi çalışmalar ve tüm işlerinizde kolaylıklar dilerim.

Deniz Aslan
Ankara, 15.02.2025]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba Mehmet Bey,<br />
Deniz Aslan Ankara’dan.</p>
<p>Kitabınız “Ganimet Savaşları” ile değerli komşum Ertuğrul Bey’in hediye etmesiyle tanıştım. Konusu benim ilgi alanıma girmiyordu, üstelik çok kalındı. Ancak okudum hem de çok ilgiyle okudum. Başlangıçta isimlerin çokluğu ve zorluğu sorun olduysa da son derece sürükleyici ve içine alıcı merak uyandırıcı anlaşılır bir kitap olduğunu fark etmem çok sürmedi. Üstelik konu arka planı dolu olan ve kalemi keskin olan bir zihin tarafından aktarılıyor olduğunu hissettiriyordu. Kısa kısa ama sürekli okudum. Okumam aylar sürdü. Sonunda bitirdiğimde konuyla ilgili fikir sahibi olduğumu ve edindiğim çıkarımın beni şaşırtmamış olduğunu duyumsadım.<br />
Zor ve tartışmalı bir konu şaşırtıcı derecede akıcı anlaşılır ve her kesime eşit mesafede durarak aktarılmıştı kanaatimce. Sizi tanımamakla birlikte, Ertuğrul Bey’in sizle ilgili aktarımına dayanarak, sizi dinler gibi olduğum anlar oldu. O anlarda söylediklerinizin gerçek bireysel deneyime dayalı çıkarımlar olduğunu duyumsadım. Okuduğum için mutluyum ve değer verdiğim dostlarıma önereceğim.<br />
İnce detayları mümkün olur bir araya gelirsek, veya geldiğimizde, karşılıklı konuşmayı dilerim.<br />
Paylaşmak isterim ki bu deneyime dayanarak bir diğer kitabınızı aldım ve okuyacağım (Vatansız MAD 3). Bu konu da çok zor ve üstünde uzlaşının az olduğu bir konu. Ancak bu zor konuyu sizin zihninizden ve belki de bireysel deneyiminizden köken alan bu kitapta okumanın uygun olacağına karar verdim.<br />
İyi çalışmalar ve tüm işlerinizde kolaylıklar dilerim.</p>
<p>Deniz Aslan<br />
Ankara, 15.02.2025</p>
]]></content:encoded>
		
			</item>
		<item>
		<title>
		Kommentar zu Ganimet Savaşları von Prof. Dr. DENİZ ASLAN		</title>
		<link>https://mehmetunver.de/ganimet-savaslari/#comment-20</link>

		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. DENİZ ASLAN]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Dec 2024 07:06:35 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">https://mehmetunver.de/?p=1698#comment-20</guid>

					<description><![CDATA[Toplumun hassas olduğu bir konuda,
Sadece bir kesimin hakkında konuşmaya kendinde hak gördüğü bir konuda,
Gündelik yaşamı şekillendiren bir konuda,
Bilmenin yaşananları doğru yorumlamaya yardımcı olacağı bir konuda,
Yorum yapabilmek için derin ve tarafsız bilginin gerekli olduğu bir konuda,
Doğru bilgilenmek için önemli ve değerli bir “kaynak”,

Sn. M. Mehmet Ünver’in emeğine sağlık.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Toplumun hassas olduğu bir konuda,<br />
Sadece bir kesimin hakkında konuşmaya kendinde hak gördüğü bir konuda,<br />
Gündelik yaşamı şekillendiren bir konuda,<br />
Bilmenin yaşananları doğru yorumlamaya yardımcı olacağı bir konuda,<br />
Yorum yapabilmek için derin ve tarafsız bilginin gerekli olduğu bir konuda,<br />
Doğru bilgilenmek için önemli ve değerli bir “kaynak”,</p>
<p>Sn. M. Mehmet Ünver’in emeğine sağlık.</p>
]]></content:encoded>
		
			</item>
		<item>
		<title>
		Kommentar zu Ganimet Savaşları von Serhat Yalçın		</title>
		<link>https://mehmetunver.de/ganimet-savaslari/#comment-19</link>

		<dc:creator><![CDATA[Serhat Yalçın]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Mar 2021 07:06:05 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">https://mehmetunver.de/?p=1698#comment-19</guid>

					<description><![CDATA[Merhaba Mehmet.

Çoğu insanın cesaret edemeyeceği, aykırı tespitlerle dolu böyle bir romanı yazmaya cesaret etmenden dolayı tebrik ederim.

Romandaki kurgular ve bilgiler duygularıyla hareket edeni memnun eder mi bilmiyorum ama ben ziyadesiyle beğendim.

Yazı dili yalın ve akıcı. Başta insanı girdap gibi içine çekip sürüklüyor. Gelişme bölümünde elbetteki tarihi roman olduğu için, kronolojik bilgiler vermek zorunda kalmışsın. Bu okuyucuyu biraz sıkabilir. Ama sonrasında güzel toparlamışsın.

Analitik düşünceden uzak, duyguların hakim olduğu coğrafyalardaki insanların çoğunluğu ilkel dürtülerinden kurtulamadığından din ve milliyetçilik sarmalına girer. Zihni yormak işine gelmez. Düşünürse rahatlığını kaybedecek belki de. O yüzden kolay olanı, inanmayı, özdeşim kurarak kazanım elde etmeyi tercih eder. Analitik düşünenler ise hayal gücüyle yeni bir dinin kitabını yazar, yüzyıllarca dünyayı kasıp kavurur. Ya da senin gibi güzel eserler vererek dünyaya bir çentik atar ve yüzyıllarca unutulmaz.

Romanında tam da bu dediklerimin üzerine basmışsın. Duygulara en iyi hitap şekli, inanç ve kutsallık sosuyla ortaya koyulan manifestolardır. İsa, Muhammed vs öncüler bunun farkında olduklarından kitleleri peşlerinden sürüklemişlerdir. Güncel dönemlere baktığımızda cahiliye dönemi dedikleri dönem bizim ülkemizde hala sürüyor. Kitleler hala elinde kutsal kitaplarla meydanlara çıkan, esip gürleyenlerin peşinden sürükleniyor. Baş tacı ediyor. Hatta beşinci halife yapmaya çalışıyor.

Evet “tüm iktidarlar zorbadır”. dediğin gibi duygu yoğunluğuna sahip insanlar güce tapar, güce tapanlara da ancak zorbalık hükmedebilir ve onları konsolide eder. Ali’nin handikapı da orda başlamış zaten. Muavviye bunu iyi bildiğinden Muhammed’i taklit etmiş gücü göstermekten imtina etmemiştir.

“Dinlerin yarattığı çelişki ve kiliselerin parçalanmışlığı” tespitin yerinde bir tespit. Bunun farkına varan ve bu çelişkilerden yararlanarak, afyonlanmayan, düşünce üretip politikleşen Amedliler huzurlu birlikteliği yakalamışlar.

Çok eşlilik meselesine gelince sanırım bu dinden bağımsız bir durum ve erkeklerin en büyük handikapı. Birçok erkek Hasan’ın yerinde olmak yada arzuladığı kadına ulaşmak ve bu durumu meşrulaştırmak için gökten bir ayet indirmeye muktedir olmak isterdi.

Dünyamıza eserlerinle çentik atmaya devam et.

Sevgiyle kal bilge insan.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba Mehmet.</p>
<p>Çoğu insanın cesaret edemeyeceği, aykırı tespitlerle dolu böyle bir romanı yazmaya cesaret etmenden dolayı tebrik ederim.</p>
<p>Romandaki kurgular ve bilgiler duygularıyla hareket edeni memnun eder mi bilmiyorum ama ben ziyadesiyle beğendim.</p>
<p>Yazı dili yalın ve akıcı. Başta insanı girdap gibi içine çekip sürüklüyor. Gelişme bölümünde elbetteki tarihi roman olduğu için, kronolojik bilgiler vermek zorunda kalmışsın. Bu okuyucuyu biraz sıkabilir. Ama sonrasında güzel toparlamışsın.</p>
<p>Analitik düşünceden uzak, duyguların hakim olduğu coğrafyalardaki insanların çoğunluğu ilkel dürtülerinden kurtulamadığından din ve milliyetçilik sarmalına girer. Zihni yormak işine gelmez. Düşünürse rahatlığını kaybedecek belki de. O yüzden kolay olanı, inanmayı, özdeşim kurarak kazanım elde etmeyi tercih eder. Analitik düşünenler ise hayal gücüyle yeni bir dinin kitabını yazar, yüzyıllarca dünyayı kasıp kavurur. Ya da senin gibi güzel eserler vererek dünyaya bir çentik atar ve yüzyıllarca unutulmaz.</p>
<p>Romanında tam da bu dediklerimin üzerine basmışsın. Duygulara en iyi hitap şekli, inanç ve kutsallık sosuyla ortaya koyulan manifestolardır. İsa, Muhammed vs öncüler bunun farkında olduklarından kitleleri peşlerinden sürüklemişlerdir. Güncel dönemlere baktığımızda cahiliye dönemi dedikleri dönem bizim ülkemizde hala sürüyor. Kitleler hala elinde kutsal kitaplarla meydanlara çıkan, esip gürleyenlerin peşinden sürükleniyor. Baş tacı ediyor. Hatta beşinci halife yapmaya çalışıyor.</p>
<p>Evet “tüm iktidarlar zorbadır”. dediğin gibi duygu yoğunluğuna sahip insanlar güce tapar, güce tapanlara da ancak zorbalık hükmedebilir ve onları konsolide eder. Ali’nin handikapı da orda başlamış zaten. Muavviye bunu iyi bildiğinden Muhammed’i taklit etmiş gücü göstermekten imtina etmemiştir.</p>
<p>“Dinlerin yarattığı çelişki ve kiliselerin parçalanmışlığı” tespitin yerinde bir tespit. Bunun farkına varan ve bu çelişkilerden yararlanarak, afyonlanmayan, düşünce üretip politikleşen Amedliler huzurlu birlikteliği yakalamışlar.</p>
<p>Çok eşlilik meselesine gelince sanırım bu dinden bağımsız bir durum ve erkeklerin en büyük handikapı. Birçok erkek Hasan’ın yerinde olmak yada arzuladığı kadına ulaşmak ve bu durumu meşrulaştırmak için gökten bir ayet indirmeye muktedir olmak isterdi.</p>
<p>Dünyamıza eserlerinle çentik atmaya devam et.</p>
<p>Sevgiyle kal bilge insan.</p>
]]></content:encoded>
		
			</item>
		<item>
		<title>
		Kommentar zu Ganimet Savaşları von Nihal Olgun		</title>
		<link>https://mehmetunver.de/ganimet-savaslari/#comment-18</link>

		<dc:creator><![CDATA[Nihal Olgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Mar 2021 07:05:32 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">https://mehmetunver.de/?p=1698#comment-18</guid>

					<description><![CDATA[Ganimet Savaşları kitabı, dili ustalıkla kullanan yazarın İslam Peygamberi’nin ortaya çıkışı ve bir avuç insanla başladığı yolculuğunun İslam Devleti adıyla dünya çapında bir dine evrilmesini konu ediniyor. ‚Anlatıcı yazar‘ edasıyla yazar, yeri geldiğinde romana dahil oluyor ve tarih, sosyoloji, psikoloji alanlarındaki derin okumalarının sonucu edindiği bilgi birikimini açıkça okuyucuyla paylaşıyor, okuyucunun farklı bir pencereden olaylara ve insanlara bakmasını istiyor.

Kitapta evrenin yaratılışından başlayıp İslam Peygamberi’nin hayatı, mücadelesi ve onun ölümü sonrasında ortaya çıkan olaylar, yeni oluşumlar yazarın özgün yorumuyla veriliyor. Abbasiler’e kadar olan kısımda bir nevi devleti sağlamlaştırma mücadelesi, kutsal emanetlere ve dine bakış açısı özetleniyor. Aslında görünürde konu İslam Peygamberi iken alt metinde diğer tüm dinler de yazarın çıkarımlarından nasibini alıyor; seküler bakış açısıyla iktidarla ve devletle temas eden her din ve kutsal kirlenir mesajı veriliyor. Zira yazarın ifadesiyle „biri hakkaniyeti öğütlerken diğeri hak yemeye mecbur kılar.“ Yazarın bir röportajında dediği gibi „Tarih insanların birbirini boğazlama hikâyesinden başka bir şey değildir.“ tezini doğrularcasına kitapta çok şiddetli ve acımasız savaş ve katliam sahneleri veriliyor.

Adeta bir betimleme ustası olan yazar, sadece görsel betimlemeyle kalmıyor özellikle savaş sahnelerinde bir yazarlık prensibi olan ’söyleme, göster‘ ilkesi gereği adeta etraftaki canhıraş mücadeleyi okurun da iliklerine kadar hissetmesini sağlıyor öyle ki kan kokusu burnumuza çalınıyor.

Kitaptaki diyaloglar gerçekçi, çok sade ve duru bir ifadeyle okuru sıkmadan oluşturulmuş. Bu konuda bir okur olarak muzdarip olduğum tek husus; kitap içinde geçen yabancı kelime ve tamlamaların anlamlarını bulmak için okumayı sıkça bölmek durumunda kalmam. Özellikle Arapça, Farsça bu kelimeler Hilfül Fudul, Levhi Mahfuz, telviye…. vs gibi dipnotta verilebilir. Bu istisnai durum dışında eserdeki psikolojik tahliller, karakterlerin duygu durum analizleri, ruhsal çözümlemeler oldukça başarılı. Konu edindiği dönemde şiire, şaire verilen önemi anlatırken yazarın o dönemden bolca şiir örnekleri vermesi çok güzel ve etkileyici.

Kitabın ilk bölümünde yapılan cennet tasviri Viladimir Bartol’un meşhur Alamut Kalesi romanında geçen cennet tasviri kadar sürükleyici. Bir ara yazar, çok fazla tarihi bilgi yüklü anlatımıyla dönemin telaffuzu güç kişi ve kabile isimlerinin de etkisiyle adeta tarih kitabı havasına bürünen eseri tam okuru bunaltmaya başlıyorken bunu farkediyor ve bu bölümleri kısa tutup yeni bir bölümde yine okuyucuyu büyülemeyi başarıyor. Yazar, çoğu yerde ironi yaparak okuyucunun ilgisini diri tutmaya çalışmış aslında bu tarzıyla okuru başka kaynaklardan da mukayeseli okumaya teşvik etmiştir.

Freewriting (özgürce yazı) tekniğiyle yazılarına alıştığımız yazar bence zor bir yol olan tarih romanını seçerek üstelik spesifik bir zaman dilimi ve İslam Kutsalını, İslam Peygamberi’ni kendi yorumuyla anlatıyor. Ve yazarın kaynakçasına bakıldığında Samuel Johnson’ın da öğütlediği gibi „bir tek kitap yazmak için yarım kitaplık okuyunuz“ sözünü tasdik edercesine geniş kapsamlı ve çok yönlü okuma yaptığı görülüyor. Bu kadar bilgi sarmalı içinde yazar sık sık araya girerek kendi yorumunu kendi üslubuyla özgürce paylaşarak özgün bir tarihi romana imza atıyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ganimet Savaşları kitabı, dili ustalıkla kullanan yazarın İslam Peygamberi’nin ortaya çıkışı ve bir avuç insanla başladığı yolculuğunun İslam Devleti adıyla dünya çapında bir dine evrilmesini konu ediniyor. ‚Anlatıcı yazar‘ edasıyla yazar, yeri geldiğinde romana dahil oluyor ve tarih, sosyoloji, psikoloji alanlarındaki derin okumalarının sonucu edindiği bilgi birikimini açıkça okuyucuyla paylaşıyor, okuyucunun farklı bir pencereden olaylara ve insanlara bakmasını istiyor.</p>
<p>Kitapta evrenin yaratılışından başlayıp İslam Peygamberi’nin hayatı, mücadelesi ve onun ölümü sonrasında ortaya çıkan olaylar, yeni oluşumlar yazarın özgün yorumuyla veriliyor. Abbasiler’e kadar olan kısımda bir nevi devleti sağlamlaştırma mücadelesi, kutsal emanetlere ve dine bakış açısı özetleniyor. Aslında görünürde konu İslam Peygamberi iken alt metinde diğer tüm dinler de yazarın çıkarımlarından nasibini alıyor; seküler bakış açısıyla iktidarla ve devletle temas eden her din ve kutsal kirlenir mesajı veriliyor. Zira yazarın ifadesiyle „biri hakkaniyeti öğütlerken diğeri hak yemeye mecbur kılar.“ Yazarın bir röportajında dediği gibi „Tarih insanların birbirini boğazlama hikâyesinden başka bir şey değildir.“ tezini doğrularcasına kitapta çok şiddetli ve acımasız savaş ve katliam sahneleri veriliyor.</p>
<p>Adeta bir betimleme ustası olan yazar, sadece görsel betimlemeyle kalmıyor özellikle savaş sahnelerinde bir yazarlık prensibi olan ’söyleme, göster‘ ilkesi gereği adeta etraftaki canhıraş mücadeleyi okurun da iliklerine kadar hissetmesini sağlıyor öyle ki kan kokusu burnumuza çalınıyor.</p>
<p>Kitaptaki diyaloglar gerçekçi, çok sade ve duru bir ifadeyle okuru sıkmadan oluşturulmuş. Bu konuda bir okur olarak muzdarip olduğum tek husus; kitap içinde geçen yabancı kelime ve tamlamaların anlamlarını bulmak için okumayı sıkça bölmek durumunda kalmam. Özellikle Arapça, Farsça bu kelimeler Hilfül Fudul, Levhi Mahfuz, telviye…. vs gibi dipnotta verilebilir. Bu istisnai durum dışında eserdeki psikolojik tahliller, karakterlerin duygu durum analizleri, ruhsal çözümlemeler oldukça başarılı. Konu edindiği dönemde şiire, şaire verilen önemi anlatırken yazarın o dönemden bolca şiir örnekleri vermesi çok güzel ve etkileyici.</p>
<p>Kitabın ilk bölümünde yapılan cennet tasviri Viladimir Bartol’un meşhur Alamut Kalesi romanında geçen cennet tasviri kadar sürükleyici. Bir ara yazar, çok fazla tarihi bilgi yüklü anlatımıyla dönemin telaffuzu güç kişi ve kabile isimlerinin de etkisiyle adeta tarih kitabı havasına bürünen eseri tam okuru bunaltmaya başlıyorken bunu farkediyor ve bu bölümleri kısa tutup yeni bir bölümde yine okuyucuyu büyülemeyi başarıyor. Yazar, çoğu yerde ironi yaparak okuyucunun ilgisini diri tutmaya çalışmış aslında bu tarzıyla okuru başka kaynaklardan da mukayeseli okumaya teşvik etmiştir.</p>
<p>Freewriting (özgürce yazı) tekniğiyle yazılarına alıştığımız yazar bence zor bir yol olan tarih romanını seçerek üstelik spesifik bir zaman dilimi ve İslam Kutsalını, İslam Peygamberi’ni kendi yorumuyla anlatıyor. Ve yazarın kaynakçasına bakıldığında Samuel Johnson’ın da öğütlediği gibi „bir tek kitap yazmak için yarım kitaplık okuyunuz“ sözünü tasdik edercesine geniş kapsamlı ve çok yönlü okuma yaptığı görülüyor. Bu kadar bilgi sarmalı içinde yazar sık sık araya girerek kendi yorumunu kendi üslubuyla özgürce paylaşarak özgün bir tarihi romana imza atıyor.</p>
]]></content:encoded>
		
			</item>
	</channel>
</rss>
