Ganimet Savaşları

2
GANİMET ŞAVAŞLARI
Bütün İktidarlar Zalimdir

M. Mehmet Ünver

ISBN:
Sayfa Sayısı: 584
Baskı Tarihi: 2021
Yayınevi:

GANİMET SAVAŞLARI
Bütün iktidarlar zalimdir!

“DAĞINIK DURAN, BÖLÜK PÖRÇÜK ANLATILAN VE KUTSALLIK ADI ALTINDA BİR SİS PERDESİNİN ARDINDA TUTULARAK GÖZLERDEN SAKLANAN TARİHİN DERLENİP TOPARLANMIŞ GERÇEK MACERASINI TEK BİR KİTAPTA OKUMAK İSTEYENLERE…”

Duygu ile bilgi; beden ile can gibi yan yana bulunan iki farklı olgudur. Her zaman ve her yerde birlikte bulunduklarından çoğu kez birbirine karıştırılmaktadır. Bu hatanın en çok tekrarlandığı alan ise şüphesiz dindir.

İlk insan eseri resimler; bilgiyi aktarma ihtiyacından ziyade yaşanan duygusal anı ölümsüzleştirme veya anma amacıyla ortaya çıkmıştır. Bu resmetme yeteneği zamanla bilginin aktarılması için yazıya dönüşmüştür.

İlk insanların eseri olan mağara resimlerinde anlatılmaya çalışılan; bilgiden ziyade insanların yaşadıkları macera ve kahramanlıklar ile o an hissettikleri duygu yoğunluğudur. Bugün dahi duygular resimle ifade edilir. Bir resim karesinde anlatılan veya algılanan duygu aynı konuda onlarca yazılı kitap ve makale okumaya bedeldir.

Bu nedenle din bilgi değil, bilakis bir duygu yoğunluğudur. Her yerde hazır ve nazır olan, görülmeyen, dokunulmayan şey; iddia edildiği gibi bir bilgiye dayanan Tanrı değil, dindir. Yani Tanrı denilen şey dinin ta kendisidir. Dinin olmadığı yerde tanrı olmadığı gibi dinin yaşatıldığı her yerde mutlaka bir tanrı da olacaktır.

İstisnasız bütün dinler; temelleri cahiliyye çağlarında atılmış toplumsal örgütlenme araçlarıdır. Ufku, kapasitesi ve bilgisi bu cehaletin sınırlarına mahkum olarak şekillenmiştir. Bu nedenle cahiliye kültüründen insana miras kalan dinler nerede varsa her zaman bu sözü de işitmeye hazır olmalıdır:

“Bırakın şu cahiliye âdetlerini!”

Kaynaklar hakkında
Muhtemel itirazları asgariye indirmek için yazdıklarımı, elime geçen ilgili kaynakların en muteber ve sıhhatli olanlarından çapraz sorgulamadan geçirmek suretiyle seçmeye özen gösterdim. Amacım tarihi bir gerçeği karalamak değil bilâkis deşifre etmektir. Bu vesileyle herkesin hakikati öğrenmesine yardımcı olmaktır. Duymaya veya hazır sunulanı okumaya alışık olanların araştırmaya uzak durduklarından burada anlatılanları ilk anda garipseyeceklerini öngörebiliyorum. Ancak araştırdıkları taktirde aynı sonuçları çıkartacaklarından ise hiç şüphem yoktur. Çünkü: Hiçbirimiz bir diğerinden daha akıllı veya üstün değiliz. Bizi farklı kılan baktığımız şeylerde gördüklerimizdir. Esiri olduğumuz alışkanlıklardan ve geleneklerden bağımsız, cesaret gösterip bakabilirsek şayet; ortada duran gerçekleri herkesin görmesinin önünde de hiç bir engel yoktur.

Ayrıca bu eseri yazmakta faydalandığım başta Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı’na ait eserler olmak üzere pek çok araştırma ve tez kitapları ile online sayfalar, Siyer, Tefsir, Meal, Nüzul Sebepleri, Hadis ve Menakıbname gibi konularda emek harcayan eser sahiplerine de bu roman vesilesiyle teşekkür etmeyi borç bilirim.

Aufrufe: 108

Nächster ArtikelGästebuch

2 KOMMENTARE

  1. Merhaba Mehmet.

    Çoğu insanın cesaret edemeyeceği, aykırı tespitlerle dolu böyle bir romanı yazmaya cesaret etmenden dolayı tebrik ederim.

    Romandaki kurgular ve bilgiler duygularıyla hareket edeni memnun eder mi bilmiyorum ama ben ziyadesiyle beğendim.

    Yazı dili yalın ve akıcı. Başta insanı girdap gibi içine çekip sürüklüyor. Gelişme bölümünde elbetteki tarihi roman olduğu için, kronolojik bilgiler vermek zorunda kalmışsın. Bu okuyucuyu biraz sıkabilir. Ama sonrasında güzel toparlamışsın.

    Analitik düşünceden uzak, duyguların hakim olduğu coğrafyalardaki insanların çoğunluğu ilkel dürtülerinden kurtulamadığından din ve milliyetçilik sarmalına girer. Zihni yormak işine gelmez. Düşünürse rahatlığını kaybedecek belki de. O yüzden kolay olanı, inanmayı, özdeşim kurarak kazanım elde etmeyi tercih eder. Analitik düşünenler ise hayal gücüyle yeni bir dinin kitabını yazar, yüzyıllarca dünyayı kasıp kavurur. Ya da senin gibi güzel eserler vererek dünyaya bir çentik atar ve yüzyıllarca unutulmaz.

    Romanında tam da bu dediklerimin üzerine basmışsın. Duygulara en iyi hitap şekli, inanç ve kutsallık sosuyla ortaya koyulan manifestolardır. İsa, Muhammed vs öncüler bunun farkında olduklarından kitleleri peşlerinden sürüklemişlerdir. Güncel dönemlere baktığımızda cahiliye dönemi dedikleri dönem bizim ülkemizde hala sürüyor. Kitleler hala elinde kutsal kitaplarla meydanlara çıkan, esip gürleyenlerin peşinden sürükleniyor. Baş tacı ediyor. Hatta beşinci halife yapmaya çalışıyor.

    Evet “tüm iktidarlar zorbadır”. dediğin gibi duygu yoğunluğuna sahip insanlar güce tapar, güce tapanlara da ancak zorbalık hükmedebilir ve onları konsolide eder. Ali’nin handikapı da orda başlamış zaten. Muavviye bunu iyi bildiğinden Muhammed’i taklit etmiş gücü göstermekten imtina etmemiştir.

    “Dinlerin yarattığı çelişki ve kiliselerin parçalanmışlığı” tespitin yerinde bir tespit. Bunun farkına varan ve bu çelişkilerden yararlanarak, afyonlanmayan, düşünce üretip politikleşen Amedliler huzurlu birlikteliği yakalamışlar.

    Çok eşlilik meselesine gelince sanırım bu dinden bağımsız bir durum ve erkeklerin en büyük handikapı. Birçok erkek Hasan’ın yerinde olmak yada arzuladığı kadına ulaşmak ve bu durumu meşrulaştırmak için gökten bir ayet indirmeye muktedir olmak isterdi.

    Dünyamıza eserlerinle çentik atmaya devam et.

    Sevgiyle kal bilge insan.

  2. Ganimet Savaşları kitabı, dili ustalıkla kullanan yazarın İslam Peygamberi’nin ortaya çıkışı ve bir avuç insanla başladığı yolculuğunun İslam Devleti adıyla dünya çapında bir dine evrilmesini konu ediniyor. ‘Anlatıcı yazar’ edasıyla yazar, yeri geldiğinde romana dahil oluyor ve tarih, sosyoloji, psikoloji alanlarındaki derin okumalarının sonucu edindiği bilgi birikimini açıkça okuyucuyla paylaşıyor, okuyucunun farklı bir pencereden olaylara ve insanlara bakmasını istiyor.

    Kitapta evrenin yaratılışından başlayıp İslam Peygamberi’nin hayatı, mücadelesi ve onun ölümü sonrasında ortaya çıkan olaylar, yeni oluşumlar yazarın özgün yorumuyla veriliyor. Abbasiler’e kadar olan kısımda bir nevi devleti sağlamlaştırma mücadelesi, kutsal emanetlere ve dine bakış açısı özetleniyor. Aslında görünürde konu İslam Peygamberi iken alt metinde diğer tüm dinler de yazarın çıkarımlarından nasibini alıyor; seküler bakış açısıyla iktidarla ve devletle temas eden her din ve kutsal kirlenir mesajı veriliyor. Zira yazarın ifadesiyle “biri hakkaniyeti öğütlerken diğeri hak yemeye mecbur kılar.” Yazarın bir röportajında dediği gibi “Tarih insanların birbirini boğazlama hikâyesinden başka bir şey değildir.” tezini doğrularcasına kitapta çok şiddetli ve acımasız savaş ve katliam sahneleri veriliyor.

    Adeta bir betimleme ustası olan yazar, sadece görsel betimlemeyle kalmıyor özellikle savaş sahnelerinde bir yazarlık prensibi olan ‘söyleme, göster’ ilkesi gereği adeta etraftaki canhıraş mücadeleyi okurun da iliklerine kadar hissetmesini sağlıyor öyle ki kan kokusu burnumuza çalınıyor.

    Kitaptaki diyaloglar gerçekçi, çok sade ve duru bir ifadeyle okuru sıkmadan oluşturulmuş. Bu konuda bir okur olarak muzdarip olduğum tek husus; kitap içinde geçen yabancı kelime ve tamlamaların anlamlarını bulmak için okumayı sıkça bölmek durumunda kalmam. Özellikle Arapça, Farsça bu kelimeler Hilfül Fudul, Levhi Mahfuz, telviye…. vs gibi dipnotta verilebilir. Bu istisnai durum dışında eserdeki psikolojik tahliller, karakterlerin duygu durum analizleri, ruhsal çözümlemeler oldukça başarılı. Konu edindiği dönemde şiire, şaire verilen önemi anlatırken yazarın o dönemden bolca şiir örnekleri vermesi çok güzel ve etkileyici.

    Kitabın ilk bölümünde yapılan cennet tasviri Viladimir Bartol’un meşhur Alamut Kalesi romanında geçen cennet tasviri kadar sürükleyici. Bir ara yazar, çok fazla tarihi bilgi yüklü anlatımıyla dönemin telaffuzu güç kişi ve kabile isimlerinin de etkisiyle adeta tarih kitabı havasına bürünen eseri tam okuru bunaltmaya başlıyorken bunu farkediyor ve bu bölümleri kısa tutup yeni bir bölümde yine okuyucuyu büyülemeyi başarıyor. Yazar, çoğu yerde ironi yaparak okuyucunun ilgisini diri tutmaya çalışmış aslında bu tarzıyla okuru başka kaynaklardan da mukayeseli okumaya teşvik etmiştir.

    Freewriting (özgürce yazı) tekniğiyle yazılarına alıştığımız yazar bence zor bir yol olan tarih romanını seçerek üstelik spesifik bir zaman dilimi ve İslam Kutsalını, İslam Peygamberi’ni kendi yorumuyla anlatıyor. Ve yazarın kaynakçasına bakıldığında Samuel Johnson’ın da öğütlediği gibi “bir tek kitap yazmak için yarım kitaplık okuyunuz” sözünü tasdik edercesine geniş kapsamlı ve çok yönlü okuma yaptığı görülüyor. Bu kadar bilgi sarmalı içinde yazar sık sık araya girerek kendi yorumunu kendi üslubuyla özgürce paylaşarak özgün bir tarihi romana imza atıyor.

HINTERLASSEN SIE EINE ANTWORT

Please enter your comment!
Please enter your name here